|
i. Batıl İnançlar
Bilim ve mantıkla bağdaşmayan, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelen batıl inançlara şu örnekler verilebilir:
1- Doğum ile ilgili inanışlar;
— Hamile kadın ekşi yerse erkek, tatlı yerse kız çocuğu doğuracağına inanılır. (Karahalil)
— Hamile kadının başı üzerine haberi olmadan bir miktar tuz bırakılır. Eğer kadın eli ile ağzına dokunursa kız, burnuna dokunursa erkek çocuğu olacağına inanılır. (Karahalil)
— Hamile kadının karnı sivri olursa oğlan, yassı olursa kız doğuracağına inanılır. (Karahalil)
2- Ölüm ile ilgili inanışlar;
— Üç aylarda ölenlere, Ramazan Bayramı sabahı, bayram namazı kılınana kadar Kabirde soru sorulmazmış.
— Baykuş (kukumav), kimin evinin üstünde öterse,o evden ölü çıkacağına inanılır. (Çengelli Köyü)
— Birisi ölünce mezarı üstüne hemen yağmur düşerse ardından birkaç gün devamlı yağmur yağar. (Karahalil)
— Cenaze ile gelin alayı karşılaşırsa, ardından çok ölen olur. (Karahalil)
— Durup dururken sandık çatlarsa kadın, kapı çatlarsa erkek ölür. (Karahalil)
— Süt çocukları ölürse, günahsız olduğuna ve cennete gittiğine, ahirette anasına-babasına su taşıyacağına inanılır.
— Doğumda ve lohusalık durumunda ölenlerin cennete gideceğine inanılır. (Karahalil)
— Küçük çocuklar ölünce az ağlamak gerektiğine, ağlansa bile göz yaşlarının akıtılmadan ağlanmasına, aksi halde ölen küçük çocuğun ahirette gözyaşı ile boğulacağına inanılır. (Karahalil)
— Birisi ölünce, ölünün yıkanacağı su kendi evinden değil de, uzaktan alınır. Ölünün o evden uzaklaşacağına inanılır.
3- Hayvanlarla ilgili inanışlar;
— Kargalar havada bağırarak uçarlarsa havanın bozacağına inanılır.
— Bir evde çok karınca çıkarsa, o evde bolluk olacağına inanılır.
— Horoz ikindi vakti kapıya doğru öterse, misafir geleceğine inanılır. (Karahalil)
— Karıncalar toprak üstüne fazla sayıda çıkarsa, yağmur yağacağına inanılır. (İnece)
— Köpek uluması iyiye yorumlanmaz.
4- Bitkilerle ilgili inanışlar;
— Meyve ağaçları çiçeklerini döktükten sonra, ikinciye çiçek açarsa kışın çok çetin geçeceğine inanılır.
5- Diğer inançlar;
— Güneş batarken kızarırsa, “Gün ardına baktı, yarın hava iyi olacak.” diye inanılır.
— Bir kişinin avucunun içi kaşınırsa, eline para geçeceğine; ayağının altı kaşınırsa, yolculuğa çıkacağına inanılır.
— Sağ gözün seğirmesi iyiye, sol gözün seğirmesi kötüye yorumlanır.
— Güneş batarken yemek yenmez. İnsanın kısmetinin kapanacağına inanılır.
j. İsimler - Lakaplar
Yeni doğan bebeklere genellikle imam tarafından isim konulması sağlanır. Bu mümkün olmazsa evin veya akrabaların büyüğü tarafından isim konur. İsim koyacak kişi abdest alır, çocuğu kucağına alarak kıbleye doğru döner ve ezan okur. Ezan bitiminde çocuğun kulağına üç kez ismi seslenir. Çocuğa konulacak isim için aile büyüklerinin de onayı alınır ve çoğu zaman isim önceden belirlenir. Bölgede doğan çocuklara genellikle şu isimler verilir:
Kız İsimleri Erkek İsimleri
• Adviye • Adnan
• Aliye • Ali
• Bahriye • Bahri
• Emine • Emin
• Fahriye • Fahri
• Fethiye • Fethi
• Hamdiye • Hamdi
• Habibe • Habip
• Halime • Halim
• Kadriye • Kadri
• Kaniye • Kani
• Lütfiye • Lütfi
• Muradiye • Murad
• Mümine • Mümin
• Nazmiye • Nazmi
• Nebiye • Nebi
• Nuriye • Nuri
• Remziye • Remzi
• Saniye • Sani
• Sadiye • Sadi
• Safiye • Safi
• Ulviye • Ulvi
• Yaşariye • Yaşar
• Zekiye • Zeki
İnsanların birbirinden ayrılmasını, daha kolay tanınmasını sağlayan lakaplara bölgeden şu örnekler verilebilir:
Balcılar
Dereliler
Kamburlar
Korucular
Macarlar
Muhacırlar
Şayakçılar
Tokmaklar
Böcek Ahmetler
Bakırcıklar
Burgucular
Çömlekçiler
Dikmeler
k. Halk Hekimliği
Her yerde olduğu gibi Kırklareli’de de tıbbın insana ulaşamadığı veya şehirden ve doktordan uzak olduğu köylerde yaşayan insanların, başına gelen çeşitli rahatsızlıklar karşısında zaman içerisinde geliştirmiş oldukları bazı tedavi yöntemleri vardır. Bu tedavi yöntemlerine ve kullanılan ilaçlara “kocakarı” ilaçları denilmektedir. Kocakarı ilaçları çeşitli bitkilerden, hayvansal ürünlerden ve dini dualarla yapılan telkin yöntemlerinden oluşmaktadır. Bazı örnekler verilecek olursa;
Nazara karşı, kurşun döküp dua okunmaktadır. Kırklareli’nin hemen hemen bütün köylerinde, ilçelerinde ve il merkezinde nazara karşı dua okuyup kurşun döken yaşlı insanlar bulmak mümkündür. Boğaz şişmesine karşı, inek ve benzeri hayvanların mayıs denen dışkısı bir saç üzerine konup ateşte ısıtılır. Isıtılan mayıs, bir tülbent ile boğaza bağlanır. Diğer bir tedavi yöntemi de kuru soğan küle gömülüp biraz sendirildikten sonra, bir tülbent ile boğaza bağlanmakta ve boğazın yumuşaması sağlanmaktadır. Üçüncü bir yöntem de çekirdeği çıkarılmış zeytinin bir tülbent ile boğaza bağlanmasıdır. Dördüncü bir tedavi şekli de buğday ununun kepeği suyla karıştırılıp lapa yapılır. Hazırlanan lapanın üzerine zeytinyağı da sürülerek bir bezle boğaza bağlanır.
Karın ağrısına karşı, kekik otu kaynatılıp içine yumuşak peynir şekeri ilave edilerek içilir. Ayrıca çiçek açmış papatyanın göbeğindeki sarı kısım da kaynatılıp içilir. Bronşite karşı, kara turpun içi oyulur. İçine bal konularak bir gece bekletilir. Ertesi gün hazırlanan bu bal, bronşitli olan kişiye yedirilir. Sinüzüte karşı, acı kavun suyu genize çekilir. Baş ağrısına karşı incecik, dilim dilim kesilen patates bir tülbent ile alına ve şakaklara bağlanır. Kulak ağrısına karşı, ateşte sendirilen pırasanın suyu sıkılır. Bu sudan birkaç damla ağrıyan kulağa damlatılır. Gözde kanlanmaya karşı, yumurtanın akı yağsız pişirilir. Bir tülbent ile kanlanan göze bağlanır. Mayasıla karşı, ilkbaharda derelerden toplanan sülükler, mayasıl yerine yapıştırılır. Vücutta oluşan çürüklere karşı, yeni kesilmiş inek, dana, tavuk gibi hayvanların eti çürük yere sarılır. Vücutta çıkan çıbana karşı keten tohumu un gibi öğütülüp, süt ile karıştırılır. Hazırlanan bu keten lapası çıbanın üstüne bezle bağlanır ve bir gün, bir gece bekletilir. Sonuçta çıbanın kaybolması sağlanmış olur. Diğer bir tedavi yöntemi de çıbanın üzerine, sardunya çiçeği yaprağının akşam yatmadan önce bağlanmasıdır. Parmakta dolama olursa, acı biberin çekirdekleri boşaltılır. Çekirdeği alınmış acı biber, dolama bulunan parmağa bağlanır. Biber, parmakta bir gün, bir gece bağlı kalır ve birkaç gün içinde dolama geçer. Bağırsak kurdunu yok etmek için 7 ila 10 gün boyunca çiğ kabak çekirdeği yenir.
Parmağa iğne, diken batıp parmak su toplarsa, su toplanan yere sardunya yaprağı bağlanır. Sardunya bulunmazsa, lokum bağlanıp bir gece bekletilir. Soğuk algınlığına karşı, hardal tohumu sürtülerek parçalanır ve beze sarılarak bir kova sıcak suya atılır. Suda 5-10 dakika bekletildikten sonra o suyla banyo yapılır. Üşümeye karşı ispirto, limon ile vücut, kol ve bacaklar ovulur. Sırt ağrısına karşı, yanmakta olan gaz lambasının gazı ile sırt ovulur.
Yukarıda tespiti yapılan tedavi yöntemleri motorlu araçların olmadığı ve doktorların bulunmadığı, kasaba ve şehirlere ulaşımın zor olduğu dönemlerde kesin ve mutlaka başvurulan tedavi yöntemleri iken, bu gün özellikle hastaneler tercih edilmektedir. Ancak yine de zaman zaman bazı köylerde benzer uygulamaların varlığını muhafaza ettirdiği görülmektedir.
PARMAK SU TOPLARSA parmağa iğne, diken batıp parmak su toplarsa su toplanan yere sardunya yaprağı bağlanır. Sardunya bulunmazsa lokum bağlanıp 1 gece bekletilir.
NAZARA karşı kurşun döküp dua okunmaktadır. Kırklareli’nin hemen hemen köylerinde, ilçelerinde ve il merkezinde nazara karşı dua okuyup kurşun döken yaşlı insanlar bulmak mümkündür.
BOĞAZ ŞİŞMESİNE karşı inek ve benzeri hayvanların mayıs denen dışkısı bir saç üzerine konup ateşte ısıtılır. Isıtılan mayıs bir tülbent ile boğaza bağlanır. Diğer bir tedavi yöntemi de kuru soğan küle gömülüp biraz sendirildikten sonra bir tülbent ile boğaza bağlanmakta ve boğazın yumuşaması sağlamaktadır. Üçüncü bir yöntem de çekirdeği çıkarılmış zeytin bir tülbent ile boğaza bağlanmaktadır. Dördüncü bir tedavi şekli de buğday ununun kepeği suyla karıştırılıp lapa yapılır. Hazırlanan lapanın üzerine zeytin yağı da sürülerek bir bezle boğaza bağlanır.
KARIN AĞRISINA karşı kekik otu kaynatılıp içine yumuşak peynir şekeri ilave edilerek içilir. Yine karın ağrısına karşılık çiçeği açmış papatyanın göbeğindeki sarı kısım kaynatılıp içilir.
BRONŞİTE karşılık kara turpun içi oyulur. İçine bal konularak bir gece bekletilir. Ertesi gün hazırlanan bu bal bronşitli olan kişiye yedirilir.
SİNİZİTE karşılık acı kavun suyu genize çekilir. Acı kavun bölgemizde bol miktarda bulunmaktadır.
BAŞ AĞRISINA karşılık incecik dilim dilim kesilen patates bir tülbent ile alına ve şakaklara bağlanır.
KULAK AĞRISINA karşılık ateşte sendirilen pırasanın suyu sıkılır Bu sudan birkaç damla ağrıyan kulağa damlatılır.
GÖZDE KANLANMAYA karşılık yumurtanın akı yağsız pişirilir. Bir tülbent ile kanlanan göze bağlanır.
MAYASILA karşılık ilkbaharda derelerden toplanan sülükler mayasıl yerine yapıştırılır.
VÜCUTTA OLUŞAN ÇÜRÜKLER karşılık yeni kesilmiş inek, dana, tavuk gibi hayvanların eti çürük yere sarılır.
VÜCUTTA ÇIKAN ÇIBANA karşı keten tohumu un gibi öğütülüp süt ile karıştırılır. Hazırlana bu keten lapası çıbanın üstüne bezle bağlanır. Bir gün, bir gece orada kalır. Sonuçta çıbanın kaybolması sağlanmış olur. Diğer bir tedavi yöntemi de çıbanın üzerine sardunya çiçeğinin yaprağı akşam yatmadan önce çıbanın üstüne bağlanır. Sabah çıban kaybolur.
PARMAKTA DOLAMA olursa acı biberin çekirdekleri boşaltılır. Çekirdeği alınmış acı biber dolama bulunan parmağa bağlanır. Biber parmakta bir gün, bir gece bağlı kalır. Birkaç gün içinde dolama geçer.
BAĞIRSAK KURDUNU yok etmek için 7 ila 10 gün boyunca çiğ kabak çekirdeği yenir.
SOĞUK ALGINLIĞINA karşı hardal tohumu sürtülerek parçalanır ve beze sarılarak bir kova sıcak suya atılır. Suda 5 -10 dakika bekletildikten sonra o suyla banyo yapılır.
ÜŞÜMYE KARŞI ispirto, limon ile vücut, kol ve bacaklar ovulur.
SIRT AĞRISINA karşılık yanmakta olan gaz lambasının gazı ile sırt ovulur. Sabah ağrı kalmaz.
Yukarıda tespiti yapılan tedavi yöntemleri özellikle motorlu araçların olamadığı ve doktorların bulunmadığı kasaba ve şehirlere ulaşımın zor olduğu dönemlerde kesin ve mutlaka başvurulan tedavi yöntemleri iken, bugün yerine doktora gitmeye bırakmıştır. Ancak yine de özellikle köylerde başvurulan tedavi yöntemi özelliklerini kaybetmişlerdir.
n. Kırklareli’de Yağmur Duası
Köylünün, geçim kaynağı olan toprağa ektiği mahsulünün verimli olması için havaların kurak geçtiği, suya ihtiyaç duyduğu zamanlarda “yağmur duası” yapılmaktadır. Kırklareli’nin hemen hemen her köyünde, Nisan veya Mayıs aylarında yapılan yağmur duası, komşu birkaç köyün birleşerek yapabildiği gibi, genelde her köy ayrı ayrı program yapmaktadır. Kırklareli’nin tüm köylerindeki yağmur duaları çoğunlukla birbirine benzemektedir. Bu nedenle, Ahmetçe Köyü’nde yapılan yağmur duasının tanıtımı, örnek olması açısından yeterli olacaktır. Merkez İlçe’ye bağlı Ahmetçe Köyü’nde yağmur duası geleneksel olarak her yıl yapılmaktadır. Yağmur duası için belirli bir gün olmamakla beraber, köylünün ortak kararıyla tarih belirlenir. Herkes gönlünden koptuğu kadar, köy muhtarlığına para verir. Zengin sürü sahiplerinin de kurbanlık koç ve kuzu verdikleri olur. Tarihi belirlenen yağmur duasına komşu köyler de davet edilir. Duadan üç gün önce 8-12 yaşları arasındaki çocuklar, köyün etrafında, özellikle yüksek yerlerde ve mezarlıkta gezdirilir. Yüksek yerlerde yağmur yağması için mezarlıklarda ise ölmüşlerin ruhu için dua edilir. Dua yapılıncaya kadar geçen sürede şayet yağmur yağar ise program, yağan yağmur için “şükür duası” olarak devam eder.
1977 yılına kadar yapılan bir gelenek ile yağmur dualarında, nohut - fındık büyüklüğünde yetmişbin adet taş toplanır. Köyde okumasını bilen kişiler tarafından Kur’an-ı Kerim’de mevcut olan bir cümlelik ayet (Şura Suresi, 28. Ayet) bu taşlara tek tek okunur. Okunan taş, hava yağışlı olsun diye dil ile ıslatılır. Taşlar okunurken, rüzgar çıkıp yağmur bulutlarını dağıtmasın diye, esnememeye özen gösterilir. Okunup dil ile ıslatılan yetmiş bin küçük taş, köylünün tamamının katılımıyla yapılan yağmur duasından sonra, çuval içinde dereye gömülür. Taşların dereye gömülmesi sırasında 4-5 kişi tarafından yine dua edilir. Çok yağmur yağar, sel olur ise dereye gömülen bu taşlar yağmur azalsın diye dereden çıkarılır.
Taşa dua okuma geleneğinin terk edildiği 1977 yılından sonra, Ahmetçe’nin yağmur dualarında, 41 boğumlu asma çubuğuna dua okuyup, dereye gömme geleneği ortaya çıkmıştır. Yine tüm köylünün katılımıyla yapılan yağmur duası bittikten sonra, tek parçadan oluşan 41 boğumlu ve her boğuma Yasin-i Şerif okunmuş asma çubuğu, başta köy imamı olmak üzere, 4-5 kişi tarafından köyün deresine gömülür. Şayet çok yağmur yağar sel olur ise o asma çubuğu gömüldüğü yerden çıkarılır. Yalnız erkeklerin katıldığı, yemeklerin yapılıp yendiği yağmur duasında, avuç içleri göğe doğru değil, yere doğru açılmaktadır. Yakın tarihlere kadar yapıldığı halde bu gün yapılmayan diğer bir gelenek ise yağmur duası esnasında birbirlerini görecek uzaklıkta koyunlar bir tarafta, kuzular diğer tarafta bekletilir. Analarını gören kuzular ve kuzularını gören koyunlar melemeye başlar. Koyun ve kuzuların bu meleme sesleri yağmur yağsın diye Allah’a yakarış olarak yorumlanır. Yağmur duası sonrasında, hazırlanan yemek gelenlere ikram edilir. Genel olarak muhtarlıkta toplanan yiyecek malzeme, yağmur duasının yapılacağı yere daha önceden götürülüp işin ehli olan 8-10 kadın tarafından et ve pirinç pilavı olarak yapılmıştır. Sofralar kurulur, her sofraya tepsilerle kuru fasulye, etli pilav ve yoğurt konarak, topluca yemek yenir.Yemekten sonra, yağmur duasını yaptıran hoca tarafından yemek duası yapılır. Artan yemekler, köyde fakirlere verilir. Ayrıca yemek artarsa komşu köylere de gönderilir.
|